Konya’ya saldırmak niçin bu kadar kolay?


Geçtiğimiz haftalarda gündeme taşınan birtakım olumsuzluklar üzerinden başlatılan saldırıların dönüp, dolaşıp Konya’yı bulmasını nasıl açıklamak gerekiyor?

Saldıranlar sadece farklı bir dünya panoramasından ve görüşünden gelmiyorlar. Çoğu zaman kendisini ilahiyatçı, din adına konuşma ehliyetine sahip olarak tanımlayan kişiler yapıyor bu ahlaksızlığı.

Yaptığı bir müptezellik nedeniyle toplum tarafından tartışma odağı haline getirilenler en az karşı tarafın saldırgan tipleri kadar sorumlular.

İnandığını söyleyen insanlar yanlış yapmıyorlar mı?

Herkes sütten çıkmış ak kaşık mı?

Aksine, bunlar daha kirli, daha sorumlu, çünkü din adına hareket ettiklerini sözleriyle, fiilleriyle izhar, ihsas ediyorlar.

Hele de toplumun bir kesiminin yıllarca sırtında taşıdığı biri çıkıp, tüm şehri töhmet altına bırakıcı ahlaksız bir beyanda bulunabiliyor.

Sormak lazım; nereden biliyorsun Konyalıların pornocu olduğunu?

İşin bu mu senin?

Türkiye’de inançlarına bağlı insanların en büyük imtihanı bu ve benzeri tiplerle…

Geçmişte FETÖ yapmıştı din adına konuşma işini. Bugün kendisini ilahiyatçı tanıtıp, lansman yapanlar üstlendiler o sorumluluğu.

Herkes kadar dinini yaşamaya çalışan biri olarak ‘önce nefsinden ve yakın çevrenden başla’ diyen bir dine müntesibim.

Bu nedenle 6 yaş hikâyesinde olduğu gibi, varsa bu tür uygulamalar yanlıştır.

Tacizci, gayrimeşru iş tutan, pornocu sapık çok…

Hiç yoktur da diyemeyiz.

Ortada bir taciz, sarkıntılık varsa dikkatli olmak gerekir.

Okullarda yine tacizler oluyor. Hem de kendilerine emanet edilen sabilere karşı.

Öğretmenler başta olmak üzere toplum olarak davranışlarımızı ve söylemlerimizi tekrar gözden geçirmek zorundayız.

Eski kelime ve kavramları aynen kullanamayız. Herkes bir dil tutturmak mecburiyetinde.

‘Yavrum’, ‘çocuğum’ türü gayet masumane hitap şekilleri artık toplumda karşılık bulmuyor.

Doğru ya da yanlış, çocuklarla fiziksel temas da olmamalı.

Tamamen iyi niyetlerle yapılan hitaplar ve fiiller artık yanlış bulunuyor.

Tertemiz niyetlerle ve fedakârca çocuklarımızı yetiştiren öğretmenler mevcut.

Ama öte yandan, öğrencisini satanlar da yok değil.

Öyleyse yeni bir davranış kodu geliştirmek zorundayız.

Bunu da Milli Eğitim Bakanlığı yapmalıdır.

Öğretmen öğrenciye ve veliyle nasıl hitap edecek?

Nasıl davranacak?

Yoksa daha fazla olayı tartışmak zorunda kalabiliriz.

Öte yandan, saldırılara karşı şehir olarak güçlü bir refleks gösteremediğimiz müddetçe artarak devam edeceklerini öngörebiliriz.

Ama bunları ortadan kaldırabilmenin yegâne yolunun kamu yönetiminde şeffaflaşma, tartışma ortamını tesis etme ve yanlış yapanın canına okuma iradesini sergilemekten geçtiğini de söylememiz gerekiyor.

Yanlışa hak ettiği şekilde davranmaz, iyiliği de tutup, yükseltmezseniz konuşmanız gereksiz olur.

Bunları iyi yapamıyoruz maalesef.

Öyleyse, saldırılar artarak devam edecektir …



Source link

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*